Tut beni düşmeden
Tut Beni Düşmeden Birşeyler olacak belli bu, Tut beni düşmeden, Söylediğin sözler, sanki içtiğim zehir Nasılda etkiler, etkiler beni Herşey bu kadar ucuzken, Herşey bu kadar kararmışken, Sattım herşeyi, sattım tüm beynimi, Öyle bunaldım ki yalnızlıktan Tut beni düşmeden, Tut, tut beni Tut beni, düşmeden Tut, tut beni Duysam sesini hattın ucunda Yatsam yatağa, ıslak düşler sonunda Görsem yüzünü eski fotoğraflarda Yatsam yatağa, ıslak düşler sonuda Tut beni, düşmeden Tut, tut beni Tut, tut beni Tut beni düşmeden Tut, tut beni Bu şarkıyı indirin!
Yazar: Emre
Yazı No: #78
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-05-11 17:17:44
Aldatacağım seni...
Artık yeterince sustuğuma, yeterince ağladığıma ve bunca zaman yeterince yalnızlığımı dinlediğime inanıyorum. Her şarkıda birilerini anımsamaktan yoruldum. Bedenim bu tarifsiz ıstırabı kaldıramıyor artık. Korkularımdan ve yalnızlığımdan kaçmaya karar vermiştim o gece. Nereye gideceğime yolda karar verecektim. Şimdi, hemen yola çıkmalıydım... Tarihsiz bir sonbahar sabahı, yapraklar kaderini yaşamaktayken bu koca şehri terk ediyordum Yaşar dinlerdik biz o zamanlar. Yaprağın kaderini kifayesiz sözlerle dolu bir şarkıda anlatırdı. Düşün ki, herşey senin hala var olduğunu anlatıyordu, şarkılar bile... Dillerde nâme adın, şarkılar seni söyler, diyor ya hani; o, bu şarkı işte... Ayrılıp, karanlığın gölgesinde yok olacağımı, buralardan sessiz sedasız gideceğimi kimselere söylemedim. Çünkü artık kimsem yoktu... Gitmiştim işte. Bilmediğim, tanımadığım bir ülkede hiç alışmadığım bir hayata alışmaya çalışıyordum. Yağmurlu, soğuk ve karanlık Paris gecelerine alışmaya çalışıyordum. Bildik, tanıdık tek şey şu koca teneke yığınıydı işte, ki o da hiç bir şey ifade etmiyordu... Aradan geçen onca yıldan sonra yağmurlu bir Paris gecesinde telefonum ilk kez çalıyordu. İlk kez duvarlarımı bir heyecan sardı. O an neler hissettiğimi, nasıl bir heyecanla yerimden kalktığımı, "Acaba O mu?" sorusunu saniyeler içinde kendime binlerce kez nasıl sorduğumu ve o kısık sesimle telefona nasıl çaresiz "Alo" dediğimi görmeliydin sen... Şefkate fazlasıyla muhtaç olduğum en derin dakikalarımdan biriydi ve telefondaki ses hayatımdaki en önemli kadına, anneme aitti. Mutluluğu mutsuzlukla çarpmış ve yanlızlıkla toplamıştım, şu kısa süren hayatım boyunca, kim bilir belki de ilk kez o an böyle tuhaf böyle karmaşık duyguları bir arada yaşamıştım... O soğuk, o yağmurlu ve o karanlık gece hem annemin sesine dokunmuş, hem de saniyeler içinde kendime sorduğum o binlerce sorunun yanıtına ulaşmıştım... Sabaha karşı Eiffel'in paslı kokusu ve aşk dolu güzelliği ile açtım gözlerimi... İstanbul'u özledim bir an. Boğazı... Hayran kalıp, saatlerce seyrettiğim yalıları, ve daha bir çok mahrum kaldığım şeyi... Özlediğim o kadar çok şey vardı ki. Hangisini özlesem karar veremiyordum... Seni saymazsak aslında özlediklerimin gerçekte hiç bir değeri yoktu sevgilim... Çalan kapılar, telefonlar... Umutsuzca tükenişler... Bir ümit beklemeler, güneşin doğuşuna kadar süren beklemeler... Bu yalnızlık... Tanrı'yı bile kıskandıran bu yalnızlık ve bu karanlık... Sönmek bilmeyen bir karanlık ve bitmek tükenmek bilmeyen o soğuk geceler... Yolda yürüyorum, başım yere eğik, seni düşünüyorum... Ya da başım dik ve ileri bakıyor gözlerim, sana ağlıyorum... Ya da gökyüzüne bakıyor gözlerim bir inaçla, bilki, Tanrı'dan seni diliyorum... Cezmi Ersöz'ün bir mısrası geliyor aklıma şimdi. Ne güzeldi... "Sen şimdi odanda tek başına dans ediyorsundur, ve ben ilk kez çok acı çekmeden özlüyorum seni." Kimi zaman odama girmeye utanırdım İstanbul'da. Telefonuma el süremezdim. Hafızamda kalan tek numara seninkiydi ki sen açmayacaktın o telefonu... Herşey hatıralarınla doluydular. Benim gibi onlarda acımasızca yalnız bırakılmıştı. Elimi telefona uzattığımda hafızamda kalan tek numarayı tuşluyordu parmaklarım bilinçsizce... Ve karşı taraf "Aradığınız numara geçici olarak servis dışı olmuştur" demekten vazgeçmiyordu. Yitip gitmiştin sevgili, yoktun. Öylesine yoktun ki, "Yine karşılaşırız, Dünya küçük, aşkım büyük" diyen şarkılar yalandı artık benim için... Bedirhan'ı vurdukları gedik'de tuttuğum 3-5 nöbetlerinden birinde vazgeçmiştim tüm bu yaşattığın tarifsiz güzelliklerden... Tüm hayal kırıklıklarımdan... Önce "neden?" diye soruyordum kendime. Neden bitti? Sonra "Nasıl?" diye sormaya başladım... Nasıl kıydın bize? Daha sonra "Neredesin?" diye sordum... Şimdi neredesin? Ve artık hepsinden vazgeçmiştim, Tek bir soru vardı aklımda, Kiminlesin?... Ve tabii ki tüm bu soruların cevabı yok hala... Bir parça unuturum belki, belki artık daha az özlerim, belki artık daha az ağlarım diye kaçtım hatıralarından, o siyah beyaz şehirden. O çocukluğumun sokağından, varolan tek ailemden, sahte dostlarımdan... Meğer yanılmışım ben. Meğer dünyanın neresine gidersem gideyim, gittiğim her yerde, baktığım her yerde, güneşin doğduğu ve battığı her yerde sen varmışsın... Hep olmak istediğin yerdesin şimdi sevgilim... Artık sadece yüreğimde değil, aklımdasın. Buralar hep soğuk, hep sessiz ve hep karanlık. Kimseden soramıyorum seni. Annen, kız kardeşin, akrabaların, arkadaşların. Tümü yok olup gitmiş bu dünyadan sanki. Hepsi küsmüşler bana, hiçbiri çıkmıyor telefonlarıma. Eminim onlarda şimdi seninle cennettedirler sevgilim... Bir ben kaldım burda boynu bükük. Bir ben kaldım burda ağlamaklı, gözleri hep kırmızı... Ne gözümün yeşili yeşil, ne yüzümün beyazı beyaz. Ne bu saçlar artık siyah, ne ben artık benim. Ve ne de bu Dünya artık bir Dünya... Dost sandığım çok eski tanıdıklarımın haberlerini aldım geçenlerde. Bir bir evlenmişler çoğu. Süleyman bile evlenmiş. Bana da davetiye göndermişler. Gidemedim. Ben de söz vermiştim onlara, biz evlenirken onları da çağıracaktık hani... Hani bizde bu yaz evlenecektik... Köy düğünümüz olacaktı hemde, halay çekecektik... Hani ibrahim tatlises gelicekti düğünümüze. Hani "AŞIKSIN!" şarkısını söyleyecekti bize. Ve ben Süleymanla zeybek oynayacaktım hani... Hani dizimi yere vura vura, kanata kanata... Süleyman oynadı, Ben oynayamadım... "Gözler yalan söylemez!" demişti hani bir İtalyan. Hep inanmışımdır bak bu söze. Sırf bu yüzden son bir kez daha görmek istiyorum gözlerini. Sonra bitecek sevgili. Gözümün içine baka baka, beni sevmediğini söyleyeceksin. Ancak böyle inanabilirim. Sonra bitecek sevgilim... Ve yarın olacak, Aşk'ta da bir yarın olduğunu görenenler utanacaklar elbette... Yoksa unutmam seni, unutamam! Keşke vursaydın beni sevgilim, sen vursaydın da ben ölmeseydim keşke... Geçmiş ve geceleği topla hadi, sonra sonsuzlukla çarp ve "şimdi" ye böl hadi... Ben bu kadar zamandır yalnız seni sevdim. Bir bu kadar daha yalnız seni seveceğim. Yemin ettim, söz verdim. Yerine sevemem, sevmem! Karanlıktan daha karanlık, soğuk, Tanrının bile hiç yaşamadığı bir yalnızlıkla, penceresi olmayan bir odada günleri, saatleri saydım sensiz. Karanlık olmayan, soğuk olmayan, sessiz olmayan ve yalnız olamayacağın bir yer daha var mıdır? Elbette var, cehennem bile bu yaşattığın sensizlikten iyi sevgili... Orası daha sıcak ve daha aydınlık... Ve seninle bir cehennem verse bana Tanrı, cennetler boş, cehennemler cennet olur inan... Sensiz geçip giden 24 ay, yani 96 hafta, yani 672 gün, yani her dakikasını acı ve gözyaşıyla geçirerek, bıkmadan, usanmadan, sadece seni severek saydığım 16128 saat... Merdivenleri çıkarken aniden ışıklar sönüverir hani... Ağır ve korkak adımlarla karanlıkta ilerlemeye devam edersin. Son basamağa geldiğini düşünür bir adım daha atarsın. Ama boşluktasındır, son basamak orada yoktur, tüm basamaklar bitmiştir... Hatırladın mı bu korkuyu? Seni kaybettiğimi anımsadığım her an, artık bir daha asla hayatımda var olmayacağını hissettiğim her an yaşadığım korku bu benim... Şimdi karanlıktayım yine. Merdivenler bittimi? Acaba son bir basamak daha var mı önümde? Bir mektup yazmıştın bana. Sayfalarından birinde "Seni Seviyorum" yazıyordu. Kanınla yazmıştın... Kanınla yazmıştın beni sevdiğini... Merak ediyorum; "Beni bir daha arama!" derken, yüreğinden akan kanla ne yazdın... Yüreğin taş mı? Ya da bir yüreğin yok mu senin? Ne yazdın kanınla sevgili... Ve şimdi ben artık nereye gidersem gideyim, var olduğumu hissettiğim her an sende yanımda olacaksın sevgili... Kim bilir belki bir gün ben "Karım" dediğim kadınla aldatacağım seni... Ve sen bunu biliyor olacaksın...
Yazar: Emre
Yazı No: #77
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-05-09 12:59:52
Ölür müydün sanki sevsen beni..
Yaşadığımdan emin değilim. Gittiğinden eminim ama bak,seni özlediğimden eminim. Yirmi beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela. Beceriksizliğimden, yalnızlığımdan, bu şehri sevmediğimden, düzensizliğimden, yorgunluğumdan, huysuzluğumdan, baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan, kırgınlığımdan, bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden filan eminim. Örnekleri çoğaltabilirim. Örnekleri çoğaltabileceğimden eminim. Birileri namusum üzerine yemin edecek, Ölür müydün sanki sevsen beni. Günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum. Ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem. Ağzım artık daha bozuk. Her tarafta pis bir koku;nefes alamıyorum. Çok bekledim seni. Her halimle, her yerimle bekledim. Yetkiler verdim kendime; tuttum seni affettim. Aramanı bile bekledim bazen. Ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını. Bunca zaman aramayışlarını biriktirdim. Seni bekledim ben çünkü Seni bekledim. İçtim.. içtim.. içtim... Kustum. En çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum. Sanat filan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi bok olmaz dedi. Senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri, senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim. Kustum.. kustum.. kustum. İçtim. Ellerimle yaptığım cam evim kırılacak, Ölür müydün sanki sevsen beni. içimden geç içimi sil artık özlemek istemiyorum. Neye el atsam piç ediyorum. Yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep. En sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek. Her yıl ilkokula başlıyorum. Her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru. Uzatmaya gerek yok; sen olmayınca yapamıyorum. Yokluğun gümüş tepside intihar sunacak, Ölür müydün sanki sevsen beni.Emre Aydın
Yazar: Emre
Yazı No: #76
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-19 18:35:25
Kelebek etkisi...
Ders: anatomiKonu: sindirim sistemi Sindirim agizda baslar, yemek borusu ve mideyle devam eder. burada bizim ilgilendigimiz kisim mide. hani bir laf vardir. "ask midede kelebeklerin kanat cirpmasidir". eger boyleyse ask bittiginde hissedilen aci nedir? bu aciyi, ic acisi (ucgenin ic acilari degil! oyle dusunen varsa burada biraksin okumayi) olarak adlandiracagiz burada. ic acisinin kaynagi, bu kelebeklerin kanat cirpmayi birakmasi sonucu mide zeminine konmalari ve mide asidi ile direk olarak temas etmeleridir. ve bu asit o kadar kuvvetlidir ki, kelebekler erimeye baslar. bu erimenin adi sindirimdir. kelebekler erirken, yani olurken her canli gibi can cekisirler. bu can cekismenin sonucu olarak ta cirpinir. iste bu cirpinislardir insanin canini acitan. ve son cirpinma bittiginde icinizdeki aci da diner dogal olarak. ama olmeden once kelebekler yumurtalarini birakir oraya. bu yumurtalarin kabuklari korunaklidir mide asidine karsi. ve iste bu yumurtalardir bir sonraki askin, sevginin umut kaynagi. ancak bu yumurtalarin catlamalari zamana bagli degildir. yani belirli bir suresi yoktur catlamasi icin gecmesi gereken. siz farketmezsiniz bile catladigini. bir gun, birden bire bakmissiniz ki midede bir hareketlenme. iste o anda mide yeni dogan kelebekleri eritebilmek icin asit salgilamaya baslar. artik bundan sonrasi tam anlamiyla bir olum-kalim savasidir. ya o kelebekler yorulup konacak, ya da onlari canli tutmak icin elinizden geleni yapacaksiniz. buyuk cogunlukla kazanan mide asididir bu savasta. hatta o kadar azdir ki kelebeklerin zaferi, kazananlar tarihe bile gecer. peki kazanamayanlar ne olur? mide asidiyle sindirilir. gereken proteinler, vitaminler cekilir alinir, ki bunlara da hatira adi verilir. daha sonrasinda ise sindirim islemleri biter ve malum sekilde vucuttan atilir. biten bir ask icin cenaze toreni gibidir tuvalet. geride kalanlarin ustune sadece sifonu cekmek gerekir. yazacaklarim tukendi tanidik bir bakis bekleme benden yok artik bir isilti gozlerimde titremeyecek artik elim ayagim o kelebekler vardi ya midemdeki oldu hepsi de simdi sindiriyorum onlari yakinda atacagim vucudumdan senden kalan tum parcalarigaller prensi
Yazar: Emre
Yazı No: #75
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-15 00:25:43
Veda
Bu şehirden gideceğim. Bana ait gördüğüm, Ve dost bildiğm her şeyi alarak... Yalnız sen, Sen kalacaksın bu şehirde. Ardımdan yalan iftiraları, İntizarları boşaltacaksın. Küçük bir ihtimal? Gözlerinden tomurcuklanan, Göz yaşların düşecek, Yanaklarından süzülüp geceye. Her zamanki gibi Yağmur yağacak Ve her şeyi temizleyecek. Ardından karanlığını indirecek Gece, yeryüzüne. Bu şehirden gideceğim. Bana ait gördüğüm, Dost bildiğm her şeyi alarak Yalnız sen, Sen kalacaksın bu şehirde...Emre Aydın
Yazar: Emre
Yazı No: #74
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-09 03:17:13
Kapama gözlerini
Çocukken geceleri yıldızlara bakardım... Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi... Yıllar sonra senin gözlerinde gördüm yıldızları... Gözlerinde o çocukluk heyecanımı yaşadım yeniden. Mavi denizleri, mavi gökyüzünü, mavi aşkı gördüm... Belki de onun için sen gözlerini kapattığında sönüyor yıldızlarım... Gözlerinden bir yol çizdim kendime, yıldızlara tutunarak ulaştım aşka... Aşk maviydi; gözlerinde aşka bulandım... Şimdi belki de bu yüzden; gözlerini kapadığında yolumu kaybedişim... Şiirler okurdum gökyüzüne bakarak; nefesimden cam buğulanırdı... Adımı yazardım o şiirli buğuya, yanında bir boşluk bırakarak... Sonra yanına eklenecek mavi aşkımı hayal ederdim saatlerce... Şöyle olmalı, böyle bakmalı, böyle konuşmalı... Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun... Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni... Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek... Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp; "Yokluğun cehennemin öbür adıdır Üşüyorum kapama gözlerini" diye biten... Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek... Şimdi gözlerini kaparsan; maviler çok üşüyecek...
Yazar: Emre
Yazı No: #73
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-08 00:44:21
Sanal bir buluşma...
"Sen ne anlarsın aşktan!" diye bağırmak için yeltendim de ağzımı tıkadın bakışlarınla. Neşeliyim, artık sana dair yalnızlık hikayeleri yazamıyorum. Şişen doldu tepeleme, kapattım kapağını, biliyorsun. Biliyor ve kızıyorsun. Kızıyorsun, değil mi? "Aman bana ne ya. Ne yaparsan yap!" demek geldi de içimden, ağzımı kapadın bir gülüşünle. Oflayıp puflamak benim en doğal hakkım değil mi? Bırakıp giden sensin. Şimdi döndün diye boynuna atlamamı mı bekliyorsun? Boşuna çırpınışlar bunlar, yapmayacağım işte. Yapmayacağım! Yapma. Yap. Lanet olsun. "Hadi oradan, seninle ne işim olur ki artık?" demek istedim de ağzımı kapadın tek bir dokunuşunla. Ellerim, durun yerinizde, gelsin ne yapalım, yenildiğinizi belli etmeyin. Allah'ım, mideme kramplar giriyor. Ah bir de şu ellerime söz geçirebilsem. "Hadi git artık ve bir daha görüşmeyelim" demek için açtım ağzımı da dudakların mühürledi dudaklarımı. Bak, yürüyorum ileriye doğru. Neden geriye olsun ki? Benim hayata dair ideallerim var. Neden güldün? Tamam, sen gidene kadar bir amacım olmayabilir, ama artık var. Hala çıldırtabiliyorsun bir bakışınla beni. Özlemişim de gülüşünü. Neler diyorsun sen oğlum, aşık değilsin ona, delirtme beni. "Ben gerçekten sensiz de çok mutluyum" demek için yeltendim de kokun burnumda, ne diyeceğimi şaşırdım. Bu bir rüya, değil mi? Öyle olmalı, sen aslında şu anda çok uzakta, başka bir iklimi yaşıyorsun. Başka tenlerin üzerinde geziniyor nefesin. "Sen aklıma bile gelmiyorsun ki artık" demek istedim de sıcaklığınla kavurdun tüm bedenimi, dilim damağım kurudu. İçimdeki kuzgun kanatlanmaya başladı, durdurmalıyım. Ne yapmalı? Su, evet su içmeliyim. Ellerim, belli etmeyin heyecanımı, bırakında şu su bardağını kavrayayım sıkı sıkı. Beni izliyor Tanrım! Bakışları üzerimde dolaşmayalı çok uzun zaman olmuş! İçimin ısındığını hissediyorum. Hani o sertlik abidesi adam, yıkıldın gittin gene. Anlamıyorum yüreğim seni, zaten anlasaydım aşkın sırrını da çözmüş olacaktım..
Yazar: Emre
Yazı No: #72
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-07 19:02:37
İnanmıyorum sevgili sana asla. Çünkü sen de bu hayat gibisin..
inanmiyorum sevgili sana asla. cunku sen de bu hayat gibisin. ozletiyorsun, tahrik ediyorsun, ofkelendiriyorsun, asagiliyosun, bekletiyorsun, umutlandiriyorsun.. ama yoksun! gercek degilsin dusunuyorum hizla. tek istedigim elimi tutmandi! elimi sana uzatirken sana sonuna dek guvenebilmekti son istegim. insan baska ne ister? seven insan baska ne umar? bosluga duserken inancla sarilabilmek ister son insana. yoldaş sevgiliye. herseyi yasadim biliyor musun? her şeyi. ama bir tek bu sarilisi yasamadim. duserken son anda olanina. sen hep sinadin beni, hep gucumu ölçtün. sana ne verip ne veremeyecegimi hesapladin. oysa ben sana oldugum gibi gelmistim.. neysem o. daginik, hesapsiz, doyumsuz, heyecanli ve yarali.. cok yarali. ve en cok kendine tehlikeli oynamaktan sıkılırım ben. hem yetenegim yoktur oynamaya. mesela sevmedigim hoslanmadigim bir insana selam bile veremem. kacarim. cikarlarimin cani cehenneme! ben susuzluk telasiyla sık sık kendimi deniz kenarlarina atarim. orada derin derin nefesler alirim sen bunu gordun.. benim sık sık daralip kendimi deniz kenarlarına agac diplerine attıgimi gordun! ben bunu sana gosterdim, bil istedim. benim o kapali kapilarin ardindaki buyuk ve kirli hesaplarla isim yok. hic olmadi da, bil istedim. bu hayat basiyor beni. ben gokyuzunu seviyorum, ben mutlak olani ariyorum. son anda elimi tutan biriyle oyle havada asili kalmak istiyorum.. o anda buyulenip kalmak istiyorum. iste bu sevgili; mesele bu.. ben senin gibi sonsuza dek yasamak istemiyorum. az bucuk yasadım, boburlenmiyorum ne haddime, gordum.. oyle algi ozurlu falan da degilim.. sadece bana gore degil bu hayat ama geldik bir kere iste.. gorduk yasadık, iyi hoş ama ben boyle bir sey istemiyorum.. benim icin yasam baska yerde falan da degil. yok başka bir yer. nereye gitsek ayni insanlar, ayni hava.. hicbir yerde hic bisey yok. heryerde surup gidecek bu susuzlugum biliyorum.. yok mucadele kackini falan degilim. aksine mucadele icin ortaya atilan ben ve benim gibilerden baska kim var ki ortada.. iste ortadayım ve seyirciler yukardan bagiriyor "ha gayret biraz daha dayan" diyorlar.. ama ben sık sık kiminle mucadele edecegimi bilemiyorum. bana karsı oldugunu dusundugum insanlarla mi? yoksa benimle ayni safta oldugunu soyleyen insanlarla mı? hangisiyle? hangisiyle mucadele etmek daha anlamlidir.. soylesene mucadele etmeye degecek insanlar var mi bu dunyada? ben masallara cabuk inanirim sevgili. dedim ya "cok uzun yasamak istemiyorum" diye.. bu yuzden ben asklara da cabucak inanirim aslinda inanmak isterim. bu aldanis icimdeki sıkıntiyi kasveti dagitir. bilirim yoktur ama yine de inanirim. en acisi da budur aslinda. inanmadigim halde o inanmadigim o sey icin herkesten daha cok ugrasir yipranir, hayatimi seve seve ortaya koyarim. nasilsa hicbir iddiam yoktur. boyle kurmusumdur hayatimi. aslinda hayat budur benim icin. inanmak isteyip de inanmadigim seyler icin herseyimi ortaya koymamdir.. beni bensiz birakanlara hayatimi vermemdir. gulerken aglamam budur. birikti hersey icimde.. birikti.. cok birikti.. daha iyi oldu belki. elini uzatmadin ya sen sevgili.. o cok guvendigim elini.. daha iyi oldu.. deliligime sarildim ben de simsıkı.. omrumun kisaligina sarildim. oysa sen hayatsin. o bir zamanlar cok guvendigim hayat.. ama yine de eski bir aliskanlik bendeki.. duserken bosluga el uzatma aliskanligi.. belki tutarsin diye.. hic yasamadım ki.. ama yine de bir gelenekti bu bizim gibiler icin. Hicbir seye inanmazken inanmis gorunup kendini arenanin ortasina atmak.. olmek istemek.. adanmak istemek.. ama yine de anlamiyorum.. herkes benden niye korkuyor? kisa omurlu oldugum icin mi? iste kaybettim, işte ilan ettim kisa omurlu oldugumu.. bu dunya ile ilgili bir derdimin kalmadigini.. isteyenin olsun.. cunku belki son anda elini uzatirsin demistim. meger yanilmisim, meger sen de uzun yasayacakmissin. tipki dusmanlarim gibi.. tipki yanimda sandigIi ama dusmanlarimla olanlar gibi. yanilmamisim. hem ne farkeder bundan sonra.. sen ve senin gibiler şimdi itin beni arenaya.. dovusturun beni.. dovusturun yarattiginiz hayaletlerle.. siz yukardan dusmanlarimla dostlarim sandiklarim beni seyredip alay edin halimle.. alay edin inanmis adanmis halimle.. alay edin deliligime simsıkı sarilmisligimla.. ne farkeder? ama son kez su sozler dokulecek agzimdan. herkesin bir bildigi varmis bu hayatta benim bilmedigim. hepsi bu.. hepsi.. inanmiyorum sevgili sana.. hic inanmiyorum.. sen de bu hayat gibisin.. ve bu yuzden sevincle dusuyorum sundugun bosluga..Nur..
Yazar: Emre
Yazı No: #71
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-04-03 21:37:05
Uçurumdayım
U.çu.rum.da.yım! Sonsuzluğa bir adım uzakta Hiç umut yok yarın için pembe renkli düşler, mavi umutlar, evler hiçbir şey yok düşerken sarıl bana bebeğim buğulu gözlerime bak aşkla öldür beni Bugün Kaçıyoruz! acının ıssızlığına bize vaat edilen, unutulan dostlarla çevrili yeşil çimleri arabalara bırakarak, vahşi sokaklarda Uçurumdayım yapacak hiçbir şey kalmadı geriye görüleceği kadar görüldü tek bir kelebek rüyası yok artık geceye dair hiçbir şey... duygusuz aydınlıklardan başka... düşerken sarıl bana gece oturmalarım yalnızlıkta sırıtan işkencelerle kırmızı, siyah şehvetini ört üstüme aşkınla öldür beni! Kadın: Olmaz, yapamam. Adam: Neden? Kadın: Seni Seviyorum! Ve bu şekilde kendini yiyip, bitirmene dayanamıyorum. Adam: Anlamıyorsun. Geleceği gördüm. Boğuluyorum. Kendimi hususi olarak yiyip, bitirmiyorum. Kadın: Seni bu halde görmek beni öldürüyor. Bİraz çaba göstersen ne olur? Kendin için, benim için, ilişkimiz için... Hep bunalımsın, karanlık seni günden güne daha çok yutuyor. Adam: Yanlış bu sözcükler. Ben istedim değil mi bunalım olmayı! Ne kadar çaba sarfettiğimi biliyorsun bir şeyleri düzeltebilmek için. Olmuyor ve nefret ediyorum. Kadın: Yapma, Sarhoşluğumun Karanlık Meleği! O kadar çok şey var ki yapacağımız, paylaşacağımız. Adam: Tıpkı bize vaat edilen, unutulan ya da yapılmayan dostlarla çevrili yeşil çimler, azalan acılarımız, kırmızı panjurlu ev, yani o umudu bize bağlayan sözler gibi değil mi? Kadın: Sus lütfen! Hayat sensiz sence ne olurdu? Gel, otur. Hemen şimdi benim gibi. Buzdolabında biraz rakı, biraz da şarap var. Senin sevdiğinden (kırmızı). İçelim! Yenilenirken müzik, kadın güllerden bir yatak yaptı göğsüne Adam oturdu, dinledi. Adam: İçindeki yüzleri hissettim / Kaybolmak istiyorum / İçinde kaybolmak Hala ağlıyorum ve kırmızıdan maviye düşüyorum. Ölüler dans edebilir mi?VEILLEES
Yazar: Emre
Yazı No: #70
Yorumlar: 0
Tarih: 2008-03-29 18:34:37
1.Yıl (Zaman siler demiştin..)
Tam 2 gün kalmış. Sen ve ben birbirimizi bırakalı 1 yılı geçti... Yüzünü hiç görmedim. Sesini hiç duymadım. Bugün başkalarına aitiz. Çok garip değilmi bu? Sevgililer gününde herşeyin bir ilki vardır ve biz birbirmize aitiz demiştik. Bugün bize sahip olanlarda bize aynılarını söylüyor. İlkiz zannediyor. Tam 2 gün kalmış. O ve ben 1. yılımıza giriyoruz. Her gün seni düşündüm. Ona sarılırken pek çok gözlerin gözlerime ilişti. Neden bitti bilmiyorum ama bugün herşey çok farklı... Beni bir şekilde bulup karşıma çıkman ne kadar ilginç... Hala kopamadık biliyorum. Öyle yani.. Sadece seni çok özlediğimi bilmeni istiyorum. Hani elimi yarıpta yanına gelmiştim. Gülsuyuyla bandajların arasından elimi temizlemiştin. O gece nasıl sevişmiştik... Otobüs garajdan ayrılırken seni çok seviyorum demiştin. Hayatın nasıl böyle şekiller aldığını anlayamıyorum. Kesinlikle hayatın bir kenarındayım. Asla ortasına kapılıp gitmeyenlerden belki! Değişen şeylere adapte olmakta güçlük çekiyorum. Yanına gelebilmek için bulaşık yıkardım hani. Hatırlıyormusun bana hamileyim galiba demiştin. Baba olmayı en çok senden isterdim o zamanlar. Seninle ilişkimiz için pek çok arkadaşımı yarı yolda bıraktığım için etrafımdaki tek kişi sendin ve en uzağımdaki yaşam tohumlarıma sahiptin. Tabii zaman işte... Seni çok özlüyorum. Ve kız arkadaşımı seviyorum... Bunlar hep filmlerde olurlar gibiydi... Bugün 21 ime girdim sensiz ve yeni kadınım beni mutlu edebilmek için elinden gelen herşeyi fazlasıyla yapıyor. Elbette onu karşlıksız bırakmıyorum. Öyle duygusal ki... Senin adını duymaya tahamül bile edemiyor. Bir keresinde bilgisayarda sakladığım resimlerini yanlışlıkla bulacaktı; Tanrım öyle korkmuştum ki... Sana yokluğunu anlatayım birazda; Önce sigaramı yakmalıyım bekle! Sabahın 6 sında otobüsten iner inmez şehrin girişinden evine kadar koşardım ya titreyerek işte o titremelere ağlamanında sebep olduğunu öğrendim. Çok ağladım. Bir erkek olduğumu unutup, gururumu bir kenara itip çok ağladım... Odandaki o hüzünlü kızın resmine bakar kalırdım ya hani yatağında belki o zamanlar yatağımızdı yatağın, işte kendi evimde kendi yatağımda o kızın çektiğim resmine bakar gözlerine kapılıp giderdim saatlerce... Pek çok dersin devamsızlık hakkını çoktan doldurduğumu aylar sonra anlayabildim... Düşündümde; vazgeçiyorum... Sana özlemimden haber almana hiç gerek yok. Ama seni çok özledim. O kadar karışığım ki... Cuma gecesi herşeye karşın mutlu adam olup 1. yılını kutlamamı bekleyen bir ilişki var. Ben güçlü bir erkeğim, herşeyin üstesinden gelebilirim. Teşekkür ederim, gerçekten...Bir gün sen geçmis zamandın Bense yanında anlamların Gezinirken uzaklarda, akşamlarım Herşey geçer demiştin Geçmeyen şeyler var şarkılarımda Silinmiyor yaşananlar Bir durak var yüreğimde Beklerken hep geciktiğim Sürüklerken beni sana mevsimleri Her kaçış kendini yakalar Kaçamadığın şeyler var şarkılarımda Her aşk bir mavi masal, Anlatılmayan! Bu şarkıyı indirin!
Yazar: Emre
Yazı No: #68
Yorumlar: 1
Tarih: 2008-02-05 01:15:11