Wish you were here...

   Online ziyaretçi sayısı: 2
[ Anasayfa | Edebiyatımızdan Seçmeler | Yazı Arşivi | Hakkımda | RSS ]
İletişim: [ MAIL ]

Animal dreams
Animal Dreams / Fare

Ben peynir sevmem
kemiklerim de iri sayılır
gel kapandan vazgeçelim
bu oyun da ,
beni sesinle kandır
''seni özledim' de mesela
avın düşsün kucağına...


Animal Dreams / İpek böceği

Dut yapraklarını dilimin altına saklıyacağım
acıkınca öpüşeceğiz
kozalarını belime saracaksın
gözlerimi açtığımda
artık
siyah gözlü bir kelebeksin...


Animal Dreams / Örümcek cinsel seçilim.

Evin her yerine ağ asalım
balıkçı ağları..
ben salondaki ağa takılmalıyım
o gün evde misafirler olmalı
ve sen evin içinde dişi örümcekler gibi zıplamalısın..
seçilimi sadece feromona bırakmamalıyız...


Animal Dreams / Yarasa

Geceleri konuşalım
gündüzleri ışığa çıkmayalım artık..
uzun bir süre değmeyelim birbirimize
ansızın bir gece
beni öperek kanat..
adımız vampire çıksın
ama bir an olsun yarasalığımızdan şüphe duymayalım..


Animal Dreams / Karadul

gel soyunalım ve ikiser parmagımızdan vazgecelim
zehir sürelim bedenimize
karadullar gibi yaşayalım
ve seviştikten sonra
sen
tırnaklarını kalbime geçir...



Animal Dreams / Yunus

ve artık gel!

küveti su dolduralım
elbiselerimizle içine girelim
karşılıklı oturalım
hep sana bakayım
sende bana
yunuslar gibi tek gözü kapalı uyuyalım...

uyurken
tek gözle olsada
ben sana bakayım sen bana.....



Animal Dreams / Kedi

sobanın başında mayışmalısın
bacaklarının üstünde gezinen bir yumak
hem de çırılçıplak
ben sessizce başından aşağıya süt dökeyim
sen bana dön...
ben aynaya
ayna kırılsın
cam kırıkları dizlerime sıçrasın
rüzgar çıksın
fırtına kopsun
ne olur bu sefer beni tut
nankörlük yapma...

Ozan Uğraş
Yazar: Emre Yazı No: #144 Yorumlar: 1 Tarih: 2009-12-31 00:42:37
Hayalet kalp
Kaç kere söyleyemedim,
neye dokunsam çürüyor kuytumda
çünkü
biz bir tek birbirimizi ağır işitiyoruz
sen o otobüslerde ulaşamayacağımı bildiğin malikenene gidiyordun
gözlerinde yola çıkmıştı
masallarımızda yola çıkmıştı
deneysel kopuşlar planlı terkedişler
her türlü tehlikenin göze alındığı tedavi yöntemleri
yetmiyordu işte
yüzeyde derin anlamlar kalıyordu

Çünkü
sen bir tek beni yakınlarındayken seçemiyordun

Tekrar aramıycam belki (harika!)

Küçük küçücük bir çocuktu o... ve ben ve sen ve üç noktalı
rüzgar bakışlı..
dışarı çıkma sakın!
komşularınla dertleşme
bu gece tanıdık bir melek kaçırmalı ve tanrıya şantaj yapmalı
ne dersin
merasimsiz ayrılalım
çünkü
aşka kan tüküren bir yanın var senin
yani
eskisi gibi sakin değilim
ve
kabullendim
yalnızca tatil günleri verilen bir ilavenim ben senin
ondan
yüzüne sakladın aklınca geceyi
unutma!
içinde biriken cerahatla zaman geçirmeden yeni bir kokteyl yapmayı öğretmelisin yetişen nesle
şarkının orta yerinde sahneye kusmaya başlayan bir rock star gibi
mesela
anlıyorsun işte
akrebin zehirli oluşu, birini sokmuş olma suçunu hafifletemez

Sakin ol ve benimle meşgul etme kafanı.. (nasıl)

Yabancı dilden türkçe karşılığını elde edemediğim bir deyimsin hala
belki ondan

Sesini alçaltarak seni seviyorum diye.. (yalan)

Birlikteliğimizdeki hiçbir şey parantez içinde olamaz
birlikteliğimizdeki her şey tırnak içinde olmalı
nedenini bilmiyorum
ölsem ağlardın biliyorum
çünkü
yaşım olmayacak kadar küçüktüm
o yüzden
öpsen beni
yaşım sıfırın altına inerdi
üstünlüğüm cesaretimdi oysa
parçalanacaktı en sonunda matemim
gerçekten sevecektim seni
sevgilim
boşlukta bana yaklaşan
radikal bir gözbebeği..
başarılı kurgulanmış..

Seni harcamak ya da satmak aklıma bile gelmez (patlamış mısır sever miydi kızılderili büyücüler)

Ölsen ölürdüm, bunu ezbere
söyleyebilirim
bir nedeni yok

Anlatmak istediklerim var bir sürü
mesela
sen hiç çocukken eriyen bir kardanadam için ağladın mı
ikimizden biri aynı cinsiyette olsaydık nasıl olurdu peki
kuşlar niçin uçar
bir kuşun uçmasının nedeni yalnızca kanatlarının olması mı yoksa genetik bir fuzululik midir
neden
şimdi dudaklarının jeneriğinde geçiyor adım
esamem okunmuyor hiç bir kutsal kitapta
oysa geceler gitmek için yaratılmıştır
gece tanrının kemirip dünyaya attığı tırnak artığıdır
karanlık denen elementin hava denen elementle şiddetli sevişmeleri sonucu her gün tekrar tekrar birleşmesi
ne tuhaf

Bak!
perilerim bir adım geri çekildi bile
atlar bunu majesteye iletsin
majesteleri bana nisana özenen bol gürültülü şövalye eylülünü getirsin
kurşuna dizilen kurşunaskerlerin reddettiği gözbağını getirsin
ölüme aşık ölüler getirsin
biraz cohen biraz to bid you farewell
lütfen!

Ren. mavi ten!
bunu bana tanrı dedi
ben çocuktum
unutmadım
unutturamayacaklar
gövdemle işittim;
kaşlarının işaret ettiği yerde,
kararan gümüşler gibi dururken,
dünyanın bütün yağmurları içime yağarken..

Bettyblue
Yazar: Emre Yazı No: #143 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-12-22 00:24:50
Kırılıyor ölüm zar tuttuğu yerden!
Canımdan aldığın(ız) ne varsa
helal ettim

dizlerinin
üstüne
çök
*kördüğüm çember, dört duvar, canevinde bıkar can uçar
bakireydi bu intihar!

Lâl!


Tan ağarırken asılacak yıldızlar
kim diyor bulutların eteklerinden
sağanaklar duru boşalır diye?
Yalan,
külliyen yalan!

Daya kadınım
harflerini kustuğun hayatı omuzlarıma
tek atışlık küfürlerle vur karanlığın yosma bakışlarını
vadilerimi yutarken çorak patikalar
koruma altına aldım içinde çığlıklarını biriktirdiğin
ırmakları

Bulvarlardaki ağaçlara kar yağıyor bak
seversin sen
arala kirpiklerini
huysuzsa huysuz göğsümüzdeki ağrılar
aldırma

Ateşe veriyorum şehirleri
bataklık fareleri kemiriyor düşlerimizi
cehennem suskunluğu öfkeler dağılıyor avuçlarımda
kırdım kandığın aynaları
taşıyamayacaklar artık soysuz ihanetlerini
orgazm oldukları sabahlara!

Yorgun bir akşamüstünü anımsatıyor gözlerin
el sallıyorsun sanki baktığım pencereden
toprağa yazılmış aşka

Maden kuyularında gazla zehirlenen kadınların ölümlerini anlatırdın hani
insanın insana düşmanlığı
yalnızlığındandır kana doymayan coğrafyanın derdin
susardın, tam kaşlarını çatacakken gökyüzün
nereye giderdin hiç bilmezdim
hangi ovalarda soluklanırdın
hangi denizlere akardın
bilmezdim!
Nedensiz, sorgusuz, kitapsızdı sevişlerim!

Jilet kesiği kavgalara doğardı adın
bomba enkazlarına gebe kaldıkça melekler
kıyametlerin vardı bir de kıyametlerin
kalabalıkları bozguna uğrattığında
meydanlar mahşer yeri!

Yarınları olmayan mevsimlerin kucağında
çoğalırdın adımlarıma
ne çok felçli istasyonlarımız vardı bizim hatırlasana
ne çok yalnızlığı büyüttün
adam ettin de
şu maskeli baloların namussuz lisanını çözemedin!

Yürüyorum,
kaldırımların ceplerine dolduruyorum hüznün uçurumlarından attığın çocukların masumiyetini
vebali sokakların boynuna!

En çok beni öksüz bıraktın lâlken
kırılıyor ölüm zar tuttuğu yerden
farz edelim sevmelere suikast düzenlendi
kana bulandı o baharlar
belalı fırtınalar gibi yık kapılarımı
savur saçlarımı göç edemediğin ne varsa
yetmedi sesin siktiri boktan uğultuları bastırmaya
çaban boşunaydı boşuna
daha yaşken boynunu eğenler
nasıl düzeltecekti
güzel başını çarptığın Tanrısız yazgıları!

Tanıdık cinayetlerimize ipucu olsun
tellere takılan
firariliğin

hadi şimdi yaramı ısır
acıt
hırpala
sevişelim
bütün elmaların içine girdim
senin küstüğün kadar
zehirleyeceğim!

İşte şafak söktü,
işte darağacında yıldızlar
kuşan gülüşlerini
savaşımız var!

helal etme hakkını
kesinlikle bakire değil
dallarda pusu kuran orospu kargalar!

Ayşe Beyza Ç.
Yazar: Emre Yazı No: #142 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-12-17 22:31:14
F tipi akıyor zaman..
bisikletin pedallarında saklanıyorum
önüm arkam şoke!
çocukluğumu sallandırıyorum sende,
kasıklarıma iniyor şiir ir-
islerin,
bir otobüs
durağına bırakılmış bomba oluyor
her bahane..

aramızda otoban cümleler var, hızlı akıyor trafik
başını yere eğiyorsun, yıkılıyor bir üstgeçit.
anılardan
geçemiyorum; hacimsiz, hacizsiz..

jeton oluyor sesin içimdeki çocuk için,
işletilecek bir kaç numara çeviriyor
parmakların, parmaklarımda gezinirken
giderken.
kalınlaşan bir gürültü kirli sakallarıma
düşüyor,
kapıyorum her telefonu kendi yüzüme,
fünyeyle patlatılıyor uzaktan
beni sevdiğini söylediğin her tarih..

argolaşıyor ağrılarım
her biri kırbaç misali inen,
kangren
bir hızlı tren oluyorsun aniden.
her birinde daha sert vuruyorum
daha kızgın kendime,
büyüyorum her gün
bisikletin pedallarına sığmıyor artık
dudaklarım.

mezarlıklara koşuyorum,
cesedimi giymişim üzerime.

Emre Gürcan
Yazar: Emre Yazı No: #141 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-12-14 23:13:27
Senden/ benden sonra, senden önce/ sonra...
Senden sonra

Senden sonra sen olmaya başladım, seni yaşamaya, senle nefes almaya başladım. Sandım olamayız ama olduk biz.
O yüzden senden sonra ben mutlu oldum, kendimi buldum. Senle seni ve beni yaşadım.
Herşeyimi senle paylaştım senle yaşadım. Kendimi sende yaşadım. Senden sonra ben oldum.
Zaman bizi içine alıyor, akışına gidiyoruz. Ama iyiyiz, güzeliz, mutluyuz.
Ben bunları hissettiğim sürece, senden sonra, biz gerçekten varız.
Senden sonra her anımda "bir"iz.
En mutsuz olduğum zamanlarımda, en içinden çıkılmayacak durumlarda biz varız diyorum, diyebiliyorum.
Sen tamamen benim olmasanda ben dedikten sonra gerisini düşünmek kimseye kalmaz.
"an"ı değerlendirmekse olay ben herşeye varım. Mutluysan anı yaşarsın.
Ben senden sonra bunları yaşıyorum.
Ben sen yokken yaşamışım senden sonra yaşamayıp daha ne yapayım?

Benden sonra

Her şey çok kolay bak, ellerin onun elleriyle buluşsa da gözlerini kapatıp benmişim gibi öp onu..
İçmeden sarhoş olmuşum galiba, kanın en kızılı parmak uçlarımdan damlıyor..
Benim yerime o tutsun elini kızıl bahar akşamlarında.
İzin ver o baksın gözlerinin ta içine.
Ruhunun telleri titresin onun bir anlık varlığına.
Yanında olmasına alış ama yine de gününü aydınlatsın onun bir bakışı.
Onun sesine benzettiğin her sesi duyduğunda kafanı çevirip kalbin yerinden çıkacakmışcasına aklın seni terkedip gidecekmişcesine hisset.
Sözlerini bilmese bile onunla beraber söyle eylül akşamını, bana söylermiş gibi, çok kolay.
Kapat gözlerini, sanki karşında ben varmışım gibi işte.
Saçlarını okşa sonra uzun uzun, ağlarsa "geçecek" falan de..
Susmazsa götür balkona, cennetten atılmış yağmur damlalarının düşüşünü seyredin birlikte.
Güneşin doğmasıyla uyandır onu.
En sevdiğim müziği çal ve saçma sapan dans et, en doğal halinle.
Sahilde yürümeye çık onunla.. yağmur yağsın, ıslanın, sen cekedini ver ona, üşüsen de belli etme.
Sonra birbirinizin sırılsıklam haline bakıp dalga geçin.
O gülümserken beni bul onun gözlerinde bir anlığına..
ve gözlerini kapatıp beni aslında hiç sevmediğini söyle ona.

Senden önce/ sonra

Senden önce hayatım kendi yolunda sessiz sakin ilerleryen bir akarsuyun içindeki sağlam bir bot içinde sürüp gidiyordu..
Sonra sen girdin hayatıma küçücük dalgasız dünyam birden değişti rafting ne demek ve ne kadar eğlenceli öğrenmiş oldum.
Eğlencenin tam hızla devam ettiği bir anda kocaman bir dalganın kurbanı oldun sen, nehrin içinde gözden kaybolurken ben şaşkın ve korkularla doluydum.
Seni kurtarabilmek adına hiç bir şey yapamadım.
Senden sonra umutsuz ve tek başıma savaştım hayattan intikam alırcasına..
Sonra kocaman bir şelale çıktı karşıma, bende bıraktım hayatı..
Yazar: Emre Yazı No: #140 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-27 02:38:54
Sütü bozuk
ucuz bir otel odasında
dokunurken padişahlar dudaklarıma
bir ter damlası gibi süzüldü sırtımdan parmakların
darağacında büyüttüğün
bütün meyveleri bana yasakladın
kuru bir dal gibi
nehrin altındaki çatlamış toprak gibi
doğarken annesini ısıran tek gözlü bir yavşak gibi
terk etti beni yalnızlığın

artık ölüme betimleme bulmak zor değil
adını bir kere söylesem mesela şimdi
hiç utanmadan azrail kapıma dikilir
kim bilir
belki de gerçekten sana sinirlenmiştir
ucuz bir otel odasında
dokunurken fahişeler kasıklarıma
kıçımdan süzülen bir ter damlası gibi
beni terk edip gittiğin için

artık geçmişi unutmak için içerken
kendime yalan söylemek zor değil
alıştım bana sevgi sözcükleri söylemene
bir fil(m) gibi gözümün önünden geçerken eski sevgililerim
eğer istersen
o sokaktan geçerken sen de bakabilirsin
ucuz bir otel odasında
dokunurken büyücüler şakaklarıma
ruhumdan kopan bir et parçası gibi
sokulup dokundun usulca dudaklarıma

ve artık beni yaralamıyor bu mekanizma!
herkes aynı kokuyu bırakırken çocukluğuma
karanlık şatomun duvarlarımı yıkmak zor değil

gelmesen bile geçerken uğra
nasılsa
ben seni başka bedenlerde tadarım
hiç sorun değil!

celâl hikmet
Yazar: Emre Yazı No: #139 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-25 19:19:55
Sızımın gizi; ölü ruhta yara izi
'Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir.
Bir ölüden bir ölüye...'


Yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında
böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz
pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da.

Üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım
üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum
ruhuma batan düş kırıkları,
bir dolu hüzün,
sızım sızım sız(lan) an sızı(ntı) lar,
kaos desen diz boyu
buna şiir mi dayanır
kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli
gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan
pardon bayım; bu yalan sizin miydi? Yanlışlıkla üzerine oturmuşum.

Hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz
dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni
okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi
kalem tutmayı sizden öğrenmiştim
siz şiirler yazardınız
kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz
mutlu olmanın beş şartı neydi?
pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da

Kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk
yıkık dökük im(h) a hatalarıyla avuttum hep
senin... n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz
hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi
ki büyümek ölmek demekti
yirmibeş defa öldüm mesela
öldüm dirildim
yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi?
Pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu?

Topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi
belirginleşen yüz çizgilerim
ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp
defalarca buruşturup attım kadınlığımı
sadece sevişirken kadın oluyorum
pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz?

Oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta
ve piç değil hiçbiri
bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim
kelimelerimde öldürüp sizi... ya susamış bir katil olmazdım en azından
ya da siz...
daha ilk cümlede ölmeseydiniz
mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim
ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz

Bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları
çok miktarda acı gömdüm içime
yıllanmış kalıntılar
bir yığın ölü dokunuş
aldanış, vazgeçiş
bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek
elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime
bir fahişenin maskesine aldanıp
peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları
ve sizi bayım
sizi gömdüm içime
pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı?

Bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında
fahişe vardır zamandan çalan
ve fahişe hayat çalan
o gerçek bir fahişeydi
çünkü... mı çaldı
karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz
hiç saydınız mı
kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız
neyse, neyse... bunların önemi yok
pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? Bir tur atıp geri geleceğim

Her küfüre meyilli sızılarımı
dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum
her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı
canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim
defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de
ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm
pardon bayım; sizin adınız neydi?
Ben size yanlışlıkla baba dedim

Tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba !

Ekim, yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisi

Dilek Akın
Yazar: Emre Yazı No: #138 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-23 00:48:48
Deliler kanatlarından vurulur Amelié
http://fizy.com/s/16pdew - Blackmore's Night - Ghost of a Rose

Çatlamış dudaklarına dokunarak başlıyorum yine her duaya,
ne zaman aralarından sızıp düş dolu bir geceye düşmek istediysem de
ya adabı bozluluyordu kızıl gecenin
ya da meleğin göğsündeki iri tümör
göç yollarını gösteriyordu tanrıya.

Ki biz daha Babil'in asma bahçelerine dalıp ham düşler, tarifsiz aşklar toplayacaktık.
Kim kovdu açlığına konan serçeyi?
Şimdi "iyi çocuktu" denerek anılmaya devam ediyor,
Babilin aklındaki son yeniçeri.
Meleğin göğsündeki kutsal tümör
terkedilmiş şatomun penceresinden sonsuza sarkan Rapunzel'in huzuru için uygun görüyor
kudretiyle yakan, beyaz atlı bir mermeri.

Ben dün gece o yük vagonuna tüm sırlarımı icra edip
kendinden başka hiçbir çocuğu güldüremeyen palyaçonun gamzelerinde
hâlâ canlı bir yanlarını aradım.
Hâlâ gülebiliyorduk, ne güzel!
Ben dün gece o yük vagonunda
son sevgilime mektuplar yazdım;

"Bindiğin minibüste otomatik kapı çalışırken sakın basamakta durup beni düşünmeye kalkma. O kapı kutsal bir cin giyinip seni çarpmadan önce; birikmiş ev kiraları ve bir kaç birikmiş faturayı son meleğe kilitlemiş olmanın sevinciyle, çoktan pılımı pırtımı toplayıp, düşüncenden çok daha fiyakalı bir dişi düşünceye taşınmış olacağım."

Meleğin göğsünde kutsal tümör
ve ona saplı bir yeniçeri süngüsü.
Şimdi beni iyi dinleyin abiler, ablalar;
devrik bir cümlenin içinde aranan çatısız filler gibi koyu bir tezata gebe bu özne olma güdüsü.
Bu ünlem
Bu, bahar.


En yakın hastanenin çok uzağında doğurmasaydı eğer beni annem inanın,
kendi yarıklarıma özlemden tampon yapmasını öğrenir
sırlarımı bilet niyetine anlatmazdım o vagona.
Benim ceseti güzel sevgilim
ben aslında mezarının başında okuyabileceğim yeni bir dua öğretsinler diye yattım o kadınlarla.
Şimdi toprağına sığınıp hepsinden özür dilerim.

Meleğin göğsünden Allah'a yükselen kutsal tümör
ahbab kılacak yine bu gece koca şehri sancılarla.

...

"Unut O'nu evlat" diye yazdı reçeteme doktor:
Sabah, öğlen, akşam; aşk karınla.



Necmettin Topçu
Yazar: Emre Yazı No: #137 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-20 00:12:06
Ameli'ye aşıklar caddesi
İntihara hevesli yaşlarını
meme uçlarından damlatarak gittin.
Kaybolma korkusu değildi bu.
Biraz rüzgar eserdi senden Ameli,
biraz çocukluk.
Gittin!
Minik acılar orkestrası eşliğinde.

Küskün çakılların sandala bakışı gibi zamansız
iç sızlatan ince parmakların,
her gece bir yıldızı alıkoyup göğsüme saplardın.
Korkunç ayrılıklar giyinmiştin sen Ameli.
Çok korkunç.

Ağlatacak kadar romantik bir acıydın.

Genç yaşımın en paspal odası olurdun bazen.
Ameli hep yalnız
Ameli hep kalabalık..
Dağınık olurdu.
Oysa tüm saklayabildiklerin
çift kişilik bir yatağa sığabilecek kadardı.
Sıcak bir yazdı Ameli.
Çok sıcak.

Seninle tanışmamız ateşli silahlarla girilen ateşli sevişmelerin icadına denk geliyordu.

Gözyaşların vardı
intihara hevesli kızıl saçlarına dağıttığın.
Avlanacağını bildiğin halde tekrarlanmaktan suyu çıkmış geçmişin
sularına çekildin iltihaplı,
hep bir şeyi kaybetmiş gibi suratıma bakardın.
Kalabalık bakan gözlerin ismimle başlardı ağlamaya
cemaatsiz, yalnız.
Mors alfabesiyle; bu sularda aşk denir buna diye yazardın.

(Şimdi söyleyeceklerim için lütfen kız bana olur mu? Hatta küs!)

Benimse senden gizlediğim ota boka ağlayan iki sevgilim daha vardı:
Mars ve Venüs.
Yani kalabalık ağlardım.

Biliyorum; hiçbir ayrılık bu hayattan vazgeçip, bitkisel hayata geçmez.
Ah Ameli!
Ayrılık, insan etiyle beslenen etobur olur
şehrin çıkmaz yollarında.
(Ki melek adlı hostesler bunu bilmelidir)
Gezegene ait saçlar,
saçmalar,
saçmalıklar kalmış ellerinde.
Hemen at at!
Hemen öl öl!
Çünkü hiçbir kadın bu caddede kalabalık yürümemelidir.

Necmettin Topçu
Yazar: Emre Yazı No: #136 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-16 19:30:56
Müzdelife
kimse bir şehirde sokak lambaları kadar yalnız değildir.
hele bir de ışıkları yanmıyorsa.

kalbinin rakımı düşük yamaçlarından bir aşk tırmandı
yüreğimin engin doruklarına doğru.
elimde bir tabak özlemek,
kalbine yatılı misafir geldim.
kırmızı bir kar düştü dudaklarıma göğün yırtık cebinden.
uyuyordun.
köprü ve viyadüklerden önce titredim.

bitmeyen bir heyecan azad etti doğaya
rengini karanfilden alan güç.
Çilek bahçelerinden geçtim, sersefil.
bir görmek vardı,
yanık telleriyle koca bir yalnızlığı aydınlatan kemanı.
bir duymaktan da ürkünç.

gözlerin için yaşamış bir hayat bırakıyorum eşiğine her sabah.
gözlerin için yazılmış birkaç balad bırakıyorum eşiğine
sarhoş bir yıldıza tutunup, onun aydınlığında.
kulağına tırmanıyor etimden kopmuş son gök cismi.
yüreğe aşk diyor.
yüreği aç.
aşk, paspasın altında.

karın üzerine uzanmış fırtına hoplatıyor içimdeki cereyanı /
aşk-ı refleks!
çoğu kez dalganın karaya vurduğu gece gibi yaralı
sular çekildikten sonra daha bir Sevdalı.
kalabalık bir konçertodan aşağı bırakıyor kendini heves.

doktorun kapatmaya çalıştığı bir ameliyat söküğüne karşı duyduğu platonik endişenin
içini kemiren bir ur gibi yayılıyorum şimdi tabiatın bedenine.
ansızın, dupduru bir şafağın varlığından söz açıyor ayna.
gör işte!
hastayım sana!
ve artık bir ada boyu uzağız suyun bize küs ağırlığına.
bir daha hatırlanmayacak olmanın endişesiyle,
şarjörüne doldurduğu mutlu bir masal sıkıyor kalbine,
cepheden kurtulan o son hatıra.
bizimle birlikte dönüyor cennetin o ılık ellerine,
tasavvuf yorgunu, yemyeşil bir mevlana.


Sevda,
kimse bu şehirde bir peygamber kadar yalnız değildir
kendisine inen kitap, aşk kokuyorsa.

Sunni Teneffus
Yazar: Emre Yazı No: #135 Yorumlar: 0 Tarih: 2009-11-11 02:31:25

NapalmNUKE: 0.2 Beta kullanılmaktadır.Ñûkèr 2006©®
Sayfa: 0.619 saniyede yapılandırıldı.
PHP: 4.4.7 üzerinde MySQL desteği ile çalışmaktadır.
En iyi 1024x768 çözünürlük ve IE 5+ ile görüntülünebilir.
IP: 38.107.191.91 Tarayıcı: Bilinmeyen OS: Bilinmeyen
www.ozledimseni.org » ..ve devam ediyor hayat.. en lazım yerinden.. hızla incelmeye..



sana hiç... birşey yazıyorum şimdi... hiçbir yere gidiyorum... kocaman sensizlikleri olan... üzgünüm sonu yasaklı heveslere kurban ettim seni... sana hiçlerimi yazıyorum... dünlerimden gelip vicdanımın sessizliğinde sancıyan leş kokulu umutların yakarışlarına inat... sığınağım... bir isyan, bir sızı... ya sen olmalıydın ya da hiç birşey... gözlerini keşfediyorum yeniden yağmur içlerinde ağlamaklı sevişirken ve sen... sen... adımı koy sevgili... yalan cümlelerine katmadan benimi... dilleri mühürlü haykırışların vakitsiz intaharları saklı hep ben yanımda sağır sevdaların vurdumduymaz yakarışları sensiz bir rüzgar soluğumda.. sana hiçlerimi yazıyorum... tabiri bir sevda... bileklerimi kestim sana aktı hüzün yüklü gece... sen sevmeyi bilir misin... anlıyorum... yok artık bizim için... kendini başkalarına adamışken... sen... bana aşkı fısıldamıyor artık seni senliğinle gerçekliğinle... öyle ihtiyacım varki... keşke, keşke... gittin... sarhoşum... bir zamanlar diye başlıyorum söze... senin için bişeyler yazmaya.. hiçbir yere gidiyorum kocaman sessizlıkleri olan... toparlayamıyorum... söyleyecek söz yok, cümleler devrik, manasız serzenişlere gebe gece... ağır ağır terkediyorum yüreğinin cevapsız yıkıntılarını çünkü bilirsin ki; yaktığım tüm ateşleri sen söndürdün.. adımı koyamadan sevdamı öldürdün... sana hiçbir şey yazıyorum şimdi... sana hiçlerimi yazıyorum sevgili... yinede uzaklaştıramıyorum kendimi... acınası sevdandan... kendimden... görüyorsun işte... şimdi sana açık kollarım... kapama kapılarını.. ne olur? herşey için geç olmadan gel... .