Animal dreams
Animal Dreams / Fare Ben peynir sevmem kemiklerim de iri sayılır gel kapandan vazgeçelim bu oyun da , beni sesinle kandır ''seni özledim' de mesela avın düşsün kucağına...Animal Dreams / İpek böceği Dut yapraklarını dilimin altına saklıyacağım acıkınca öpüşeceğiz kozalarını belime saracaksın gözlerimi açtığımda artık siyah gözlü bir kelebeksin...Animal Dreams / Örümcek cinsel seçilim. Evin her yerine ağ asalım balıkçı ağları.. ben salondaki ağa takılmalıyım o gün evde misafirler olmalı ve sen evin içinde dişi örümcekler gibi zıplamalısın.. seçilimi sadece feromona bırakmamalıyız...Animal Dreams / Yarasa Geceleri konuşalım gündüzleri ışığa çıkmayalım artık.. uzun bir süre değmeyelim birbirimize ansızın bir gece beni öperek kanat.. adımız vampire çıksın ama bir an olsun yarasalığımızdan şüphe duymayalım..Animal Dreams / Karadul gel soyunalım ve ikiser parmagımızdan vazgecelim zehir sürelim bedenimize karadullar gibi yaşayalım ve seviştikten sonra sen tırnaklarını kalbime geçir...Animal Dreams / Yunus ve artık gel! küveti su dolduralım elbiselerimizle içine girelim karşılıklı oturalım hep sana bakayım sende bana yunuslar gibi tek gözü kapalı uyuyalım... uyurken tek gözle olsada ben sana bakayım sen bana.....Animal Dreams / Kedi sobanın başında mayışmalısın bacaklarının üstünde gezinen bir yumak hem de çırılçıplak ben sessizce başından aşağıya süt dökeyim sen bana dön... ben aynaya ayna kırılsın cam kırıkları dizlerime sıçrasın rüzgar çıksın fırtına kopsun ne olur bu sefer beni tut nankörlük yapma...Ozan Uğraş
Yazar: Emre
Yazı No: #144
Yorumlar: 1
Tarih: 2009-12-31 00:42:37
Hayalet kalp
Kaç kere söyleyemedim, neye dokunsam çürüyor kuytumda çünkü biz bir tek birbirimizi ağır işitiyoruz sen o otobüslerde ulaşamayacağımı bildiğin malikenene gidiyordun gözlerinde yola çıkmıştı masallarımızda yola çıkmıştı deneysel kopuşlar planlı terkedişler her türlü tehlikenin göze alındığı tedavi yöntemleri yetmiyordu işte yüzeyde derin anlamlar kalıyordu Çünkü sen bir tek beni yakınlarındayken seçemiyordun Tekrar aramıycam belki (harika!) Küçük küçücük bir çocuktu o... ve ben ve sen ve üç noktalı rüzgar bakışlı.. dışarı çıkma sakın! komşularınla dertleşme bu gece tanıdık bir melek kaçırmalı ve tanrıya şantaj yapmalı ne dersin merasimsiz ayrılalım çünkü aşka kan tüküren bir yanın var senin yani eskisi gibi sakin değilim ve kabullendim yalnızca tatil günleri verilen bir ilavenim ben senin ondan yüzüne sakladın aklınca geceyi unutma! içinde biriken cerahatla zaman geçirmeden yeni bir kokteyl yapmayı öğretmelisin yetişen nesle şarkının orta yerinde sahneye kusmaya başlayan bir rock star gibi mesela anlıyorsun işte akrebin zehirli oluşu, birini sokmuş olma suçunu hafifletemez Sakin ol ve benimle meşgul etme kafanı.. (nasıl) Yabancı dilden türkçe karşılığını elde edemediğim bir deyimsin hala belki ondan Sesini alçaltarak seni seviyorum diye.. (yalan) Birlikteliğimizdeki hiçbir şey parantez içinde olamaz birlikteliğimizdeki her şey tırnak içinde olmalı nedenini bilmiyorum ölsem ağlardın biliyorum çünkü yaşım olmayacak kadar küçüktüm o yüzden öpsen beni yaşım sıfırın altına inerdi üstünlüğüm cesaretimdi oysa parçalanacaktı en sonunda matemim gerçekten sevecektim seni sevgilim boşlukta bana yaklaşan radikal bir gözbebeği.. başarılı kurgulanmış.. Seni harcamak ya da satmak aklıma bile gelmez (patlamış mısır sever miydi kızılderili büyücüler) Ölsen ölürdüm, bunu ezbere söyleyebilirim bir nedeni yok Anlatmak istediklerim var bir sürü mesela sen hiç çocukken eriyen bir kardanadam için ağladın mı ikimizden biri aynı cinsiyette olsaydık nasıl olurdu peki kuşlar niçin uçar bir kuşun uçmasının nedeni yalnızca kanatlarının olması mı yoksa genetik bir fuzululik midir neden şimdi dudaklarının jeneriğinde geçiyor adım esamem okunmuyor hiç bir kutsal kitapta oysa geceler gitmek için yaratılmıştır gece tanrının kemirip dünyaya attığı tırnak artığıdır karanlık denen elementin hava denen elementle şiddetli sevişmeleri sonucu her gün tekrar tekrar birleşmesi ne tuhaf Bak! perilerim bir adım geri çekildi bile atlar bunu majesteye iletsin majesteleri bana nisana özenen bol gürültülü şövalye eylülünü getirsin kurşuna dizilen kurşunaskerlerin reddettiği gözbağını getirsin ölüme aşık ölüler getirsin biraz cohen biraz to bid you farewell lütfen! Ren. mavi ten! bunu bana tanrı dedi ben çocuktum unutmadım unutturamayacaklar gövdemle işittim; kaşlarının işaret ettiği yerde, kararan gümüşler gibi dururken, dünyanın bütün yağmurları içime yağarken..Bettyblue
Yazar: Emre
Yazı No: #143
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-12-22 00:24:50
Kırılıyor ölüm zar tuttuğu yerden!
Canımdan aldığın(ız) ne varsa helal ettim dizlerinin üstüne çök *kördüğüm çember, dört duvar, canevinde bıkar can uçar bakireydi bu intihar! Lâl! Tan ağarırken asılacak yıldızlar kim diyor bulutların eteklerinden sağanaklar duru boşalır diye? Yalan, külliyen yalan! Daya kadınım harflerini kustuğun hayatı omuzlarıma tek atışlık küfürlerle vur karanlığın yosma bakışlarını vadilerimi yutarken çorak patikalar koruma altına aldım içinde çığlıklarını biriktirdiğin ırmakları Bulvarlardaki ağaçlara kar yağıyor bak seversin sen arala kirpiklerini huysuzsa huysuz göğsümüzdeki ağrılar aldırma Ateşe veriyorum şehirleri bataklık fareleri kemiriyor düşlerimizi cehennem suskunluğu öfkeler dağılıyor avuçlarımda kırdım kandığın aynaları taşıyamayacaklar artık soysuz ihanetlerini orgazm oldukları sabahlara! Yorgun bir akşamüstünü anımsatıyor gözlerin el sallıyorsun sanki baktığım pencereden toprağa yazılmış aşka Maden kuyularında gazla zehirlenen kadınların ölümlerini anlatırdın hani insanın insana düşmanlığı yalnızlığındandır kana doymayan coğrafyanın derdin susardın, tam kaşlarını çatacakken gökyüzün nereye giderdin hiç bilmezdim hangi ovalarda soluklanırdın hangi denizlere akardın bilmezdim! Nedensiz, sorgusuz, kitapsızdı sevişlerim! Jilet kesiği kavgalara doğardı adın bomba enkazlarına gebe kaldıkça melekler kıyametlerin vardı bir de kıyametlerin kalabalıkları bozguna uğrattığında meydanlar mahşer yeri! Yarınları olmayan mevsimlerin kucağında çoğalırdın adımlarıma ne çok felçli istasyonlarımız vardı bizim hatırlasana ne çok yalnızlığı büyüttün adam ettin de şu maskeli baloların namussuz lisanını çözemedin! Yürüyorum, kaldırımların ceplerine dolduruyorum hüznün uçurumlarından attığın çocukların masumiyetini vebali sokakların boynuna! En çok beni öksüz bıraktın lâlken kırılıyor ölüm zar tuttuğu yerden farz edelim sevmelere suikast düzenlendi kana bulandı o baharlar belalı fırtınalar gibi yık kapılarımı savur saçlarımı göç edemediğin ne varsa yetmedi sesin siktiri boktan uğultuları bastırmaya çaban boşunaydı boşuna daha yaşken boynunu eğenler nasıl düzeltecekti güzel başını çarptığın Tanrısız yazgıları! Tanıdık cinayetlerimize ipucu olsun tellere takılan firariliğin hadi şimdi yaramı ısır acıt hırpala sevişelim bütün elmaların içine girdim senin küstüğün kadar zehirleyeceğim! İşte şafak söktü, işte darağacında yıldızlar kuşan gülüşlerini savaşımız var! helal etme hakkını kesinlikle bakire değil dallarda pusu kuran orospu kargalar!Ayşe Beyza Ç.
Yazar: Emre
Yazı No: #142
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-12-17 22:31:14
F tipi akıyor zaman..
bisikletin pedallarında saklanıyorum önüm arkam şoke! çocukluğumu sallandırıyorum sende, kasıklarıma iniyor şiir ir- islerin, bir otobüs durağına bırakılmış bomba oluyor her bahane.. aramızda otoban cümleler var, hızlı akıyor trafik başını yere eğiyorsun, yıkılıyor bir üstgeçit. anılardan geçemiyorum; hacimsiz, hacizsiz.. jeton oluyor sesin içimdeki çocuk için, işletilecek bir kaç numara çeviriyor parmakların, parmaklarımda gezinirken giderken. kalınlaşan bir gürültü kirli sakallarıma düşüyor, kapıyorum her telefonu kendi yüzüme, fünyeyle patlatılıyor uzaktan beni sevdiğini söylediğin her tarih.. argolaşıyor ağrılarım her biri kırbaç misali inen, kangren bir hızlı tren oluyorsun aniden. her birinde daha sert vuruyorum daha kızgın kendime, büyüyorum her gün bisikletin pedallarına sığmıyor artık dudaklarım. mezarlıklara koşuyorum, cesedimi giymişim üzerime.Emre Gürcan
Yazar: Emre
Yazı No: #141
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-12-14 23:13:27
Senden/ benden sonra, senden önce/ sonra...
Senden sonra Senden sonra sen olmaya başladım, seni yaşamaya, senle nefes almaya başladım. Sandım olamayız ama olduk biz. O yüzden senden sonra ben mutlu oldum, kendimi buldum. Senle seni ve beni yaşadım. Herşeyimi senle paylaştım senle yaşadım. Kendimi sende yaşadım. Senden sonra ben oldum. Zaman bizi içine alıyor, akışına gidiyoruz. Ama iyiyiz, güzeliz, mutluyuz. Ben bunları hissettiğim sürece, senden sonra, biz gerçekten varız. Senden sonra her anımda "bir"iz. En mutsuz olduğum zamanlarımda, en içinden çıkılmayacak durumlarda biz varız diyorum, diyebiliyorum. Sen tamamen benim olmasanda ben dedikten sonra gerisini düşünmek kimseye kalmaz. "an"ı değerlendirmekse olay ben herşeye varım. Mutluysan anı yaşarsın. Ben senden sonra bunları yaşıyorum. Ben sen yokken yaşamışım senden sonra yaşamayıp daha ne yapayım?Benden sonra Her şey çok kolay bak, ellerin onun elleriyle buluşsa da gözlerini kapatıp benmişim gibi öp onu.. İçmeden sarhoş olmuşum galiba, kanın en kızılı parmak uçlarımdan damlıyor.. Benim yerime o tutsun elini kızıl bahar akşamlarında. İzin ver o baksın gözlerinin ta içine. Ruhunun telleri titresin onun bir anlık varlığına. Yanında olmasına alış ama yine de gününü aydınlatsın onun bir bakışı. Onun sesine benzettiğin her sesi duyduğunda kafanı çevirip kalbin yerinden çıkacakmışcasına aklın seni terkedip gidecekmişcesine hisset. Sözlerini bilmese bile onunla beraber söyle eylül akşamını, bana söylermiş gibi, çok kolay. Kapat gözlerini, sanki karşında ben varmışım gibi işte. Saçlarını okşa sonra uzun uzun, ağlarsa "geçecek" falan de.. Susmazsa götür balkona, cennetten atılmış yağmur damlalarının düşüşünü seyredin birlikte. Güneşin doğmasıyla uyandır onu. En sevdiğim müziği çal ve saçma sapan dans et, en doğal halinle. Sahilde yürümeye çık onunla.. yağmur yağsın, ıslanın, sen cekedini ver ona, üşüsen de belli etme. Sonra birbirinizin sırılsıklam haline bakıp dalga geçin. O gülümserken beni bul onun gözlerinde bir anlığına.. ve gözlerini kapatıp beni aslında hiç sevmediğini söyle ona.Senden önce/ sonra Senden önce hayatım kendi yolunda sessiz sakin ilerleryen bir akarsuyun içindeki sağlam bir bot içinde sürüp gidiyordu.. Sonra sen girdin hayatıma küçücük dalgasız dünyam birden değişti rafting ne demek ve ne kadar eğlenceli öğrenmiş oldum. Eğlencenin tam hızla devam ettiği bir anda kocaman bir dalganın kurbanı oldun sen, nehrin içinde gözden kaybolurken ben şaşkın ve korkularla doluydum. Seni kurtarabilmek adına hiç bir şey yapamadım. Senden sonra umutsuz ve tek başıma savaştım hayattan intikam alırcasına.. Sonra kocaman bir şelale çıktı karşıma, bende bıraktım hayatı..
Yazar: Emre
Yazı No: #140
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-27 02:38:54
Sütü bozuk
ucuz bir otel odasında dokunurken padişahlar dudaklarıma bir ter damlası gibi süzüldü sırtımdan parmakların darağacında büyüttüğün bütün meyveleri bana yasakladın kuru bir dal gibi nehrin altındaki çatlamış toprak gibi doğarken annesini ısıran tek gözlü bir yavşak gibi terk etti beni yalnızlığın artık ölüme betimleme bulmak zor değil adını bir kere söylesem mesela şimdi hiç utanmadan azrail kapıma dikilir kim bilir belki de gerçekten sana sinirlenmiştir ucuz bir otel odasında dokunurken fahişeler kasıklarıma kıçımdan süzülen bir ter damlası gibi beni terk edip gittiğin için artık geçmişi unutmak için içerken kendime yalan söylemek zor değil alıştım bana sevgi sözcükleri söylemene bir fil(m) gibi gözümün önünden geçerken eski sevgililerim eğer istersen o sokaktan geçerken sen de bakabilirsin ucuz bir otel odasında dokunurken büyücüler şakaklarıma ruhumdan kopan bir et parçası gibi sokulup dokundun usulca dudaklarıma ve artık beni yaralamıyor bu mekanizma! herkes aynı kokuyu bırakırken çocukluğuma karanlık şatomun duvarlarımı yıkmak zor değil gelmesen bile geçerken uğra nasılsa ben seni başka bedenlerde tadarım hiç sorun değil!celâl hikmet
Yazar: Emre
Yazı No: #139
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-25 19:19:55
Sızımın gizi; ölü ruhta yara izi
'Bazen bir şiir sadece bir şiir değildir. Bir ölüden bir ölüye...' Yirmibeşinci mumum da söndü gözyaşı işgali altında böyle olmaz dedi Tanrı, gülümse biraz pardon bayım; hayatınızda fazla tebessüm var mı? / bende bir neden kalmadı da. Üzerimdeki emanet şiirleri çıkardım üstelik dar geliyordu çoğu, sığamıyordum ruhuma batan düş kırıkları, bir dolu hüzün, sızım sızım sız(lan) an sızı(ntı) lar, kaos desen diz boyu buna şiir mi dayanır kanatsa yaralasa da yakışanı giymeli gerçek kadar acıtmayınca yalanlar kendinden kaçıyor insan pardon bayım; bu yalan sizin miydi? Yanlışlıkla üzerine oturmuşum. Hayatla ayrı yerlerde durup ayrı noktalara bakıyoruz dilimizde aynı küfür; ya ben seni ya sen beni okunaksız bir el yazısıyla yazıyorum kaderi kalem tutmayı sizden öğrenmiştim siz şiirler yazardınız kan damlardı dizelerinizden ama mutluydunuz mutlu olmanın beş şartı neydi? pardon bayım; üzerinizde fazla mutluluk var mı? bende kalmadı da Kaç kez intihara teşebbüs etti içimdeki sefil çocuk yıkık dökük im(h) a hatalarıyla avuttum hep senin... n bir melekti çocuk, biz bize yeteriz hayatın rahminden ölüme kayıp düşmek an meselesiydi ki büyümek ölmek demekti yirmibeş defa öldüm mesela öldüm dirildim yaşamla ölüm arasındaki yedi fark neydi? Pardon bayım; kırk defa ölsem gerçek olur mu? Topuklu ayakkabılarımın iç gıcıklayan sesi belirginleşen yüz çizgilerim ya da yokluk emzirdiğim göğüslerime aldırmayıp defalarca buruşturup attım kadınlığımı sadece sevişirken kadın oluyorum pardon bayım; siz sevişmeden de adam olabilmek ister miydiniz? Oyuncaklarım hala ucube bir yalnızlıkta sallanmakta ve piç değil hiçbiri bir hiç gibi yaşamaktansa piç olmayı yeğlerdim kelimelerimde öldürüp sizi... ya susamış bir katil olmazdım en azından ya da siz... daha ilk cümlede ölmeseydiniz mutlu sonla biten tüm şizofren masallara inanabilirdim ama siz bayım bir vardınız bir yoktunuz / hiç vardınız hep yoktunuz Bir aralasalar ruhumu görecekler toplu mezarları çok miktarda acı gömdüm içime yıllanmış kalıntılar bir yığın ölü dokunuş aldanış, vazgeçiş bugün çok sevinçliyim kesin kötü bir şey olacak diyerek elimdeki avucumdaki sevinci bile gömdüm içime bir fahişenin maskesine aldanıp peşi sıra sürüklenmenizle içime akan çok kanamalı gözyaşları ve sizi bayım sizi gömdüm içime pardon bayım; siz hiç hiç olmaktan korkmadınız mı? Bir fahişenin yüzüne fahişe denilmez aslında fahişe vardır zamandan çalan ve fahişe hayat çalan o gerçek bir fahişeydi çünkü... mı çaldı karanlık dünyasına girdiğinizde nasıl bir hayat keşfettiniz hiç saydınız mı kaç çığlık darbesinde kaç dünya kararttınız neyse, neyse... bunların önemi yok pardon bayım; çaldığınız hayallerimi geri verir misiniz? Bir tur atıp geri geleceğim Her küfüre meyilli sızılarımı dilimi damağıma yapıştırıp eziyorum her gün hayattan kopan bir şiirle örerken acımı canımın kırılmışlıklarını çatlamış umutlarla yamalayabilirim defter aralarında kuruttuğum anıları kaldırıp atmasını da bilirim de ne zaman aynaya baksam yüzünüzü görürüm pardon bayım; sizin adınız neydi? Ben size yanlışlıkla baba dedim Tüm noktaların (....) bir tek anlamı var şimdi; baba ! Ekim, yirmi'ikibinsekiz '04.40 / yirmibeşyaşsenfonisiDilek Akın
Yazar: Emre
Yazı No: #138
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-23 00:48:48
Deliler kanatlarından vurulur Amelié
http://fizy.com/s/16pdew - Blackmore's Night - Ghost of a Rose Çatlamış dudaklarına dokunarak başlıyorum yine her duaya, ne zaman aralarından sızıp düş dolu bir geceye düşmek istediysem de ya adabı bozluluyordu kızıl gecenin ya da meleğin göğsündeki iri tümör göç yollarını gösteriyordu tanrıya. Ki biz daha Babil'in asma bahçelerine dalıp ham düşler, tarifsiz aşklar toplayacaktık. Kim kovdu açlığına konan serçeyi? Şimdi "iyi çocuktu" denerek anılmaya devam ediyor, Babilin aklındaki son yeniçeri. Meleğin göğsündeki kutsal tümör terkedilmiş şatomun penceresinden sonsuza sarkan Rapunzel'in huzuru için uygun görüyor kudretiyle yakan, beyaz atlı bir mermeri. Ben dün gece o yük vagonuna tüm sırlarımı icra edip kendinden başka hiçbir çocuğu güldüremeyen palyaçonun gamzelerinde hâlâ canlı bir yanlarını aradım. Hâlâ gülebiliyorduk, ne güzel! Ben dün gece o yük vagonunda son sevgilime mektuplar yazdım; "Bindiğin minibüste otomatik kapı çalışırken sakın basamakta durup beni düşünmeye kalkma. O kapı kutsal bir cin giyinip seni çarpmadan önce; birikmiş ev kiraları ve bir kaç birikmiş faturayı son meleğe kilitlemiş olmanın sevinciyle, çoktan pılımı pırtımı toplayıp, düşüncenden çok daha fiyakalı bir dişi düşünceye taşınmış olacağım." Meleğin göğsünde kutsal tümör ve ona saplı bir yeniçeri süngüsü. Şimdi beni iyi dinleyin abiler, ablalar; devrik bir cümlenin içinde aranan çatısız filler gibi koyu bir tezata gebe bu özne olma güdüsü. Bu ünlem Bu, bahar. En yakın hastanenin çok uzağında doğurmasaydı eğer beni annem inanın, kendi yarıklarıma özlemden tampon yapmasını öğrenir sırlarımı bilet niyetine anlatmazdım o vagona. Benim ceseti güzel sevgilim ben aslında mezarının başında okuyabileceğim yeni bir dua öğretsinler diye yattım o kadınlarla. Şimdi toprağına sığınıp hepsinden özür dilerim. Meleğin göğsünden Allah'a yükselen kutsal tümör ahbab kılacak yine bu gece koca şehri sancılarla. ... "Unut O'nu evlat" diye yazdı reçeteme doktor: Sabah, öğlen, akşam; aşk karınla. Necmettin Topçu
Yazar: Emre
Yazı No: #137
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-20 00:12:06
Ameli'ye aşıklar caddesi
İntihara hevesli yaşlarını meme uçlarından damlatarak gittin. Kaybolma korkusu değildi bu. Biraz rüzgar eserdi senden Ameli, biraz çocukluk. Gittin! Minik acılar orkestrası eşliğinde. Küskün çakılların sandala bakışı gibi zamansız iç sızlatan ince parmakların, her gece bir yıldızı alıkoyup göğsüme saplardın. Korkunç ayrılıklar giyinmiştin sen Ameli. Çok korkunç. Ağlatacak kadar romantik bir acıydın. Genç yaşımın en paspal odası olurdun bazen. Ameli hep yalnız Ameli hep kalabalık.. Dağınık olurdu. Oysa tüm saklayabildiklerin çift kişilik bir yatağa sığabilecek kadardı. Sıcak bir yazdı Ameli. Çok sıcak. Seninle tanışmamız ateşli silahlarla girilen ateşli sevişmelerin icadına denk geliyordu. Gözyaşların vardı intihara hevesli kızıl saçlarına dağıttığın. Avlanacağını bildiğin halde tekrarlanmaktan suyu çıkmış geçmişin sularına çekildin iltihaplı, hep bir şeyi kaybetmiş gibi suratıma bakardın. Kalabalık bakan gözlerin ismimle başlardı ağlamaya cemaatsiz, yalnız. Mors alfabesiyle; bu sularda aşk denir buna diye yazardın. (Şimdi söyleyeceklerim için lütfen kız bana olur mu? Hatta küs!) Benimse senden gizlediğim ota boka ağlayan iki sevgilim daha vardı: Mars ve Venüs. Yani kalabalık ağlardım. Biliyorum; hiçbir ayrılık bu hayattan vazgeçip, bitkisel hayata geçmez. Ah Ameli! Ayrılık, insan etiyle beslenen etobur olur şehrin çıkmaz yollarında. (Ki melek adlı hostesler bunu bilmelidir) Gezegene ait saçlar, saçmalar, saçmalıklar kalmış ellerinde. Hemen at at! Hemen öl öl! Çünkü hiçbir kadın bu caddede kalabalık yürümemelidir.Necmettin Topçu
Yazar: Emre
Yazı No: #136
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-16 19:30:56
Müzdelife
kimse bir şehirde sokak lambaları kadar yalnız değildir. hele bir de ışıkları yanmıyorsa. kalbinin rakımı düşük yamaçlarından bir aşk tırmandı yüreğimin engin doruklarına doğru. elimde bir tabak özlemek, kalbine yatılı misafir geldim. kırmızı bir kar düştü dudaklarıma göğün yırtık cebinden. uyuyordun. köprü ve viyadüklerden önce titredim. bitmeyen bir heyecan azad etti doğaya rengini karanfilden alan güç. Çilek bahçelerinden geçtim, sersefil. bir görmek vardı, yanık telleriyle koca bir yalnızlığı aydınlatan kemanı. bir duymaktan da ürkünç. gözlerin için yaşamış bir hayat bırakıyorum eşiğine her sabah. gözlerin için yazılmış birkaç balad bırakıyorum eşiğine sarhoş bir yıldıza tutunup, onun aydınlığında. kulağına tırmanıyor etimden kopmuş son gök cismi. yüreğe aşk diyor. yüreği aç. aşk, paspasın altında. karın üzerine uzanmış fırtına hoplatıyor içimdeki cereyanı / aşk-ı refleks! çoğu kez dalganın karaya vurduğu gece gibi yaralı sular çekildikten sonra daha bir Sevdalı. kalabalık bir konçertodan aşağı bırakıyor kendini heves. doktorun kapatmaya çalıştığı bir ameliyat söküğüne karşı duyduğu platonik endişenin içini kemiren bir ur gibi yayılıyorum şimdi tabiatın bedenine. ansızın, dupduru bir şafağın varlığından söz açıyor ayna. gör işte! hastayım sana! ve artık bir ada boyu uzağız suyun bize küs ağırlığına. bir daha hatırlanmayacak olmanın endişesiyle, şarjörüne doldurduğu mutlu bir masal sıkıyor kalbine, cepheden kurtulan o son hatıra. bizimle birlikte dönüyor cennetin o ılık ellerine, tasavvuf yorgunu, yemyeşil bir mevlana. Sevda, kimse bu şehirde bir peygamber kadar yalnız değildir kendisine inen kitap, aşk kokuyorsa. Sunni Teneffus
Yazar: Emre
Yazı No: #135
Yorumlar: 0
Tarih: 2009-11-11 02:31:25